Bu, sevmekten hiç vazgeçmeyeceğim kadının gidişinden sonra, kalbimin uçuşunun hikâyesi
Bu, sevmekten hiç vazgeçmeyeceğim kadının gidişinden sonra, kalbimin uçuşunun hikâyesi

Bu, sevmekten asla vazgeçmeyeceğim kadının gidişinden sonrasında, kalbimin uçuşunun hikâyesi

Bilgisayarın başından ezanı duyduğumda kalkmış, uykuya daldığımı bile anlamamışken, annemin telefonu ile uyandım. İnsanın almaktan korkmuş olduğu haberler vardır ya, işte benim için oldukça zor olanlardan birini veriyordu. Halamı kaybettik. İki gözümün çiçeğini, nurunu, şu hayatta bir ihtimal en oldukça güldüğüm, sevmekten asla vazgeçmeyeceğim bayanı, üstelik bu şekilde bir dönemde kaybettik. Bir şok anının içindeydim, bu anı romanlardan, filmlerden tanıyordum; fakat bu dünyadan göçüp gidişini iyi mi oldu da daha derin hissedemedim! İçimi kemiren düşüncelerden biri de buydu. Okuduğum romanlar, izlediğim filmler, birazcık da bu şekilde anları esrarengiz kılmak için değil miydi şu demek oluyor ki? Onun ölümünün beni bir romanın sayfalarına, bir filmin en acıklı sahnesine hapsedeceğini düşünmüştüm. Ne bileyim, elimdeki su bardağını düşürecektim, gözüm sonrasında fotoğrafına takılacak ve anlayarak usulca ağlamaya başlayacaktım…

Kamera kayda geçse, benim hayatımın filmi Neşeli Günler yerine ağır işleyen bir sanat filmi olur sanırdım. Oysa halamın ölüm haberinden sonrasında aklımda yalnız şen şakrak gülüşü, kendine özgü şiveli söylemleri vardı. Bu, yaşamın şifrelerini çözdüğüm o anlardan biri miydi?

‘Bir filmin içinde değiliz, bu gerçek yaşam!’ repliği, hayatımın merkezine yerleşmiş, boğazımı kemiriyordu şimdi. Evet, ufak işaretler aramak bir ihtimal daima o denli anlamlı değildi. Derken, ufak bir işaret geldi ve biz uzaktan, ruhumuzla, kalbimizle, gülüşümüzle hep görüşmek suretiyle şimdilik vedalaştık…

İşte bu, kalbimin uçuşunun hikâyesi…

Bu, sevmekten hiç vazgeçmeyeceğim kadının gidişinden sonra, kalbimin uçuşunun hikâyesi

Sindire sindire yol alıp büyüyeceğim, söz; fakat şimdi değil!

Senin için yazacak oldukça şeyim var Ummuş Sultan! Biliyorum ve asla bu mevzuda konuşmayan bir yanın biliyor ki, sana içimin cümleleri asla bitmeyecek. Dizimdeki çocuk yaralarıma ispirto basan pamuk ellerin, hep kalbimin üstünde olacak. Ve gene kimi zaman ispirto benzer biçimde canımı oldukça yakacak. Ve ben, gene yaralarıma basacağın ispirto şişesinden köşe nahiye kaçacağım. Fakat şimdi olsan, kaçmazdım…

Bunun için sana veda etmemin bir yolu yok. Sanırım istemiyorum da! Sana sonsuza dek hoşça kal diyemem ki, anılarım seninle dolu. Fazlaca fena olan büyük parçalarını, yeri gelip senden sakladıklarımı artık sana daha kolay anlatırım bir ihtimal. Sen de ispirto şişesini bir kenara bırakırsın. Hem öpücük daha oldukça işe yarıyordu. Yandın Ummuş Sultan, artık bundan bu şekilde daha geveze bir yanımla tanışacaksın. Ben, senin gidişine asla hazır olamadım; bakalım sen bunca hikâyeye hazır mısın?

Kendine özgü bilge sözlerinle, seni sinirlendirdiğimde bir sinek olup yok olmayı isteyen çocuk yanımla; fakat sonunda hep gülüşünle geçiyorsun şimdi gözümün önünden. Şimdi giderken de bana buralara keşfedecek birkaç şey daha bıraktın. Aslına bakarsak bu bir sonsuzluk! Bir yanım onu deli benzer biçimde keşfetmek isterken, bir yanım birazcık daha büyümekten aynı şiddetle korkuyor. Sindire sindire yol alıp büyüyeceğim, söz.

Fakat şimdi değil!

Şimdi ufak işaretinle ellerimi tuttuğunu bildiğim o yerde donsun vakit, olur mu?

Bu, sevmekten hiç vazgeçmeyeceğim kadının gidişinden sonra, kalbimin uçuşunun hikâyesi

O da beni özlemişti, hissettim

Bir su bardağı elimden düşmedi. Onun bir fotoğrafıyla da göz göze gelmedim. Esasen gerek de yoktu; baktığım her yerde o vardı. Fakat evet, sonunda ağladım. Demek ki bu anların sonu aynı oluyormuş…

Aldığım haberin ağırlığı ile iyi mi hissetmediğim düşüncesi içinde bir yerde kendimi sıkıştırmışken, telefonuma bir bildirim düştü: ‘Gazete Sanat, seni bir gönderide etiketledi.’ Vakit, başka bir türlü akmaya başlamıştı ve ben, meğer iki gece öncesinden seninle kalbimi uçurmuştum. Bir filmin içinde olsaydık, bu sahneden sonrasında iki gün öncesine dönülürdü ve senin de, o an beni düşlediğin gerçeğini öğrenirdi hepimiz. Şimdi yalnız ben biliyorum. Biliyor musun, dünyalara kıymet. Bana bu şekilde oyunlar oluşturmayı sükunet içinde öğreten sendin…

Gecenin bir yarısı senin yanından son olarak dönüşümü özetleyen iki paragrafıma rastladım. Sonrasında da aklıma Zafer Kırtasiyedeki gece mavisi elbiseli bebek düştü…

‘Zafer Kırtasiyedeki Gece Mavisi Elbiseli Bebeği, Bugün Hala Özlüyorum’ adını verdiğim ufak öykümü, bundan önceki gece yazıp göndermiştim. Kendi romanımın karakteriydim ve tekrar hiçbir şeyin eskisi benzer biçimde olamayacağını özetleyen o sayfa, bana yeni ve başka bir yaşam sunuyordu. Romanın gerçekliğine yaklaşıp, yaşamın kuşkucu yanından uzaklaştım. Sana asla veda etmeyeceğini bildiğim kalbimin, seninle gene vedalaşma anıydı bu. Şimdi, hakkaten yaşanıyordu ve istersem filmimizde başrolde bile oynayabilirdim. Ağlayacağım sahnenin provasını yaptım. Baktım iyi gidiyorum, daha oldukça prova yaptım. Onun, bana yaşattığı devasa bir boşluğu, çocuk kalbimle yok sayamadım…

Şimdi gülüşün, asla silinmeyecek bir izle kalbimin en hususi odacığında. Elimden tutmuşsun da, Zafer Kırtasiyenin önünde çaktırmadan ben bebeğimi seveyim diye oyalanıyormuşsun benzer biçimde. O bebeği ne oldukça sevdiğimi, ne oldukça istediğimi bildiğini biliyordum. Fakat alamazdık. Sen de kırtasiyenin önünden her geçişimizde doya doya gece mavisi elbiseli bebeğimi sevmeme, onunla arkadaşlık etmeme izin verirdin. Evet Ummuş Sultan, çocuğum diye fark edemem mi sandın! Ben senin cin gözlü kızınım sonuçta…

Fakat şimdi sen de biliyorsun ya, sakın üzülme oralarda. Sen, bana o bebeği alamadın; fakat hayal oluşturmayı, o bebeğe oldukça daha büyük bir kalple haiz olmayı öğrettin. Üstelik bunun bilincinde bile değildin…

Bu, sevmekten hiç vazgeçmeyeceğim kadının gidişinden sonra, kalbimin uçuşunun hikâyesi

Ben gelene kadar kimselere bana sarıldığın benzer biçimde sarılma, baktığın benzer biçimde bakma

Seninle son anımızın karesini bugünün zamanı ile beraber kalbime, ruhuma, hafızama mühürlüyorum. Ellerimizin fotoğrafını son olarak seni yoğun bakımda ziyarete geldiğimde çekmiştim. Sen uyuyordun, bilincinde bile değildin; fakat ben, şu kare için güvenlik ile iyi mi bir muharebeye girdim. Fotoğraf çekmek yasaktı! Şimdi derhal çıkmalıydım! Her neyse sonrasında sana olan sevgimi odanın içine döküverdim de, ‘Tamam, anı kalsın diye bir şey demiyorum.’ dedi güvenlik…

Bu fotoğraf, seninle son anımız Ummuş Sultan. Şimdi içimizden biri artık bu dünyada sonsuzluğu keşfettiğine bakılırsa, sanırım güvenlik arkadaşın bahsetmiş olduğu yasal işlemler de rafa kalktı. Her insan bir halde kendini ifade ediyor ve ben, seni yazmadan içimde iyi mi uğurlardım! Esasen tüm cenazeler musalla taşından sonrasında insanoğlunun yüreğinden kalkıyormuş. Ben, seni kalbimdeki o hususi odacıkta hep yaşatacağım Ummuşum. Hem kafamın içi diye bir yer var, seni orada kucak dolusu konuk etmeye devam edeceğim. Benden öyleki kolay kurtulamazsın. Ölsen bile! Inanırım, sen de olsan bu şekilde yapardın.

Seni oldukça seviyorum.

Ben gelene kadar kimselere bana sarıldığın benzer biçimde sarılma, baktığın benzer biçimde bakma.

Kızın,

Damla…

hususi içeriğidir.

Yorumlar

yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir